Emre Turan

Tarih: 30.01.2026 15:20

Yazmak Konuşmaktır!

Facebook Twitter Linked-in

Toplumsal suskunluk ve duyarsızlık, günümüzün en sinsi, en derin ve en yıkıcı krizlerinden biri haline geldi. 

Bu konuda yazılmış olan binlerce yazı, makale, yorum arasında kaybolmak istemiyorum; tam tersine kendi çizgimi, sesimi ve duruşumu olabildiğince net, keskin kılmak istiyorum. Yazmaya başladığımda anladım ki, adaletsizliğin ve haksızlığın karşısında susmak, en büyük yalanmış. Bu suskunluk, pasif bir tercih değil; aktif bir suç ortaklığıdır. 

Sessizliğin arkasına sığınmak, kötülüğün en güçlü müttefiki olur. Çünkü susmakla yetinmeyiz. Susarak alkışlarız, susarak normalleştiririz, susarak kötülüğü büyütürüz.

Geçmişte sorunları görmezden gelerek, kulaklarımızı tıkayarak, ağzımızı mühürleyerek her şeyin kendiliğinden geçip gideceğini sanıyorduk. Bu tavır, zamanla meşhur “üç maymun” simgesine dönüştü. Ancak bugün duyarsızlık; çok daha tehlikeli, çok daha yaygın ve çok daha zehirli bir hal almıştır. 

Gözlerimiz açıkken bile gerçekleri görmezden geliyor, kulaklarımız duyarken yükselen sesleri duymuyor, ağzımız varken bile hakikati dillendiremiyoruz.

Bu artık bir savunma mekanizması. Toplumun temel taşlarını sessizce, sinsice aşındırıyor; bir zamanlar canlı, bereketli, umut dolu olan yapımız ot bitmeyen, kervan geçmeyen bir çöle dönüştü. Bu çölleşme yalnızca fiziksel bir yoksunluk değil; vicdanın, duyarlılığın, dayanışmanın ve geleceğe dair umudun kuraklaşmasıdır. 

Duyarsızlık ve sessizlik, bir tercih olmaktan çıkıp alışkanlığa, oradan da kimliğe dönüşmüştür. Ve işte en büyük tehlike burada başlar.

Kötülüğün, haksızlığın, adaletsizliğin karşısında susmak onları meşrulaştırmaktır. Sessiz kalmak, olan bitene “evet” demektir; hatta daha kötüsü, “devam et” demektir.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (S.A.V.) buyurduğu gibi:

“Haksızlığın karşısında susan dilsiz şeytandır.”

Bu tek cümle, suskunluğun basit bir pasiflik olmadığını; kötülüğe dolaylı yoldan ortaklık, hatta suç ortaklığı anlamına geldiğini çarpıcı bir netlikle ortaya koyar. Vicdan susturulduğunda, adalet terk edildiğinde, zulüm yayılırken ses çıkarılmadığında felaketler büyür, yaralar derinleşir, acılar nesiller boyu kalıcı hale gelir. Tarih boyunca en büyük zulümler, sessizliğin sayesinde kök salmıştır.

Bugün de siyasi baskılar, sosyal adaletsizlikler, çevre felaketleri, insan hakları ihlalleri, yoksulluğun sistematik hale gelmesi, eşitsizliğin normalleşmesi karşısında susan herkes, bu ağır “dilsiz şeytan” sıfatıyla yüzleşmek zorundadır. Hem kendi vicdanıyla, hem tarihle, hem de gelecek nesillerle.

Evrenin değişmez tek gerçeği, Yaratan’ın varlığıdır. Onun dışında her şey değişir; akar, dönüşür, evrilir, yenilenir ya da yok olur. Ancak duyarsızlık ve sessizlik içinde saklanan değişim, yıkıcı ve geri dönülmezdir. Bu değişim kayıplar üzerinden ilerler; bizi daha karanlık, daha çorak, daha umutsuz bir noktaya sürükler. 

Bu bir kazanım değil, ağır bir kayıptır.

Geç kalmadan bu sessizliği bozmalıyız. Duyarsızlığa karşı değişimi başlatmalıyız.

Bunu bilip de yapmamak, en büyük ihanettir. Hem bugünkü topluma, hem kendi vicdanımıza, hem de henüz doğmamış nesillere karşı. Her birimizin sorumluluğu, bu çölde bir fidan olmak, bir ses olmak, bir vicdan olmak ve toprağı yeniden yeşertmektir. 

Tek bir ses, tek bir itiraz, tek bir duruş bile bir vaha yaratabilir.

Çünkü değişim ancak biz harekete geçtiğimizde pozitif yönde gerçekleşir. 

Ve o değişim, bizim sesimizle başlar.

Haksızlığın karşısında dilsiz şeytan olmayarak, adaleti seslendirerek, zulme dur diyerek…

Yoksa suskunluk, en büyük yenilgidir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —