Müyesser Doğan

Tarih: 29.01.2026 11:12

Yalnızlığı Erdem Sanmak!

Facebook Twitter Linked-in

Penguen…. Haydi gelin benim perspektifinden bakalım…

Geçtiğimiz günlerde gündeme düşen bir belgesel sahnesi var. Penguenler topluca beslenmeye giderken içlerinden biri yönünü değiştiriyor; dağlara doğru, tek başına yürüyor. Soğuk, rüzgâr, belirsizlik… Ve büyük ihtimalle ölüm.

Bu sahne sosyal medyada hızla yayıldı. Altına yazılan cümleler tanıdık:

“Ben de böyleyim.”
“Herkes bir yere giderken ben başka bir yol seçtim.”
“Doğru bildiğim yolda yalnız yürüyorum.”

İşte tam burada durmak gerekiyor. Çünkü bu yorumlar derinlik değil, tehlike içeriyor.

Yalnızlık, her zaman bilgelik değildir.
İnsanı insan yapan şey, tek başına karar verebilmesi değil; başkalarıyla birlikte düşünme, üretme ve hayatta kalma becerisidir. Sosyal varlık olmak, zayıflık değil; evrimsel bir zorunluluktur. Toplumdan bütünüyle kopmayı “cesaret” diye pazarlamak, romantize edilmiş bir yok oluş hikâyesidir.

O penguenin yaptığı şey bir başkaldırı değil; bir sapmadır.
Ve doğada sapmalar çoğu zaman hayatta kalmaz.

Şunu da sormak gerekir:
Acaba bu “yalnız kahraman” anlatısı gerçekten bize mi ait?
Yoksa birilerinin algımızı yönetip, bizi toplumdan kopuk, yalnız, desteksiz bireyler hâlinde tutmak istemesinin bir ürünü mü?

Çünkü yalnız kalan birey; daha kolay yönlendirilir, daha kolay yorulur, daha kolay vazgeçer. Dayanışması olmayan insan, yalnızca kendi sesiyle baş başa kalır. Ve o ses her zaman sağlıklı değildir.

Yalnızlığı erdem gibi sunan bu anlatılar, masum değildir.
Toplumdan kopmuş birey, sorgulayan değil; yalnız bırakılmış bireydir.

Gerçek cesaret, herkesle aynı olmak değil; iyilerle birlikte durabilmektir.

“Ben herkesten farklıyım” düşüncesi, yetişkin bir zihinde sürekli tekrar ediyorsa, burada bir sorun vardır. Çünkü yetişkin akıl bilir ki dünyada yalnızca kötü insanlar yoktur. Yalnızca yanlış topluluklar vardır. Ve çözüm, topluluktan kaçmak değil; kendin gibi iyi, dürüst, ahlaklı insanları bulup onlarla yeni bir düzen kurabilmektir.

Toplumdan tamamen kopmayı yücelten bakış açısı, 0–18 yaş grubunda anlaşılabilir bir etkilenmedir.
Ama yetişkin bir insan, bu sahneyi izleyip kendini yalnızlaştırıyorsa, bunu bir “aydınlanma” sanıyorsa, burada psikolojik bir alarm çalıyor demektir.

Çünkü bu düşünce şunu söyler:
“Ben iyiyim, herkes kötü.”
“Ben doğruyum, kalabalık yanılıyor.”
“Ben tek başıma giderim, gerekirse ölürüm.”

Bu, sağlıklı bir bilinç değil; tehlikeli bir mutlaklık halidir.

Gerçek hayat, belgesel sahnesi gibi estetik değildir. Gerçek hayatta yalnız gidenlerin çoğu iz bırakmaz; sadece kaybolur. Hayatta kalanlar ise bir şekilde birlik olmayı başaranlardır.

Asıl cesaret şudur: Yalnızlaşmadan da kendin kalabilmek.


Kalabalığın içinde kaybolmadan, kendin gibi insanları ayıklayabilmek.
Toplumu tümden reddetmeden, onun içindeki iyiyi seçebilmek.

Penguenin dağa yürüyüşünden alınacak ders, “ben de giderim” değildir.


Asıl ders şudur: Yanlış yöne giden bir canlı, yalnız kaldığında daha hızlı yok olur.

Eğer bir yetişkin bu sahneden kendine “ben yalnızım ve bu yüceliktir” sonucu çıkarıyorsa, bunu romantize etmek yerine düşünmesi gerekir. Gerekirse destek alması gerekir. Çünkü insanın fıtratında, bazen yalnız vakit geçirmek vardır fakat mutlak yalnızlık yoktur.

İnsan, insanla iyileşir.
İnsan, insanla yaşar.
Ve insan, ancak birlikteyken insan kalır.

Geri kalan her şey, güzel paketlenmiş bir kaçıştır.

Yaşamak güzel şey vesselâm…
Düş Çobanı


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —