Salih Altınışık

Tarih: 16.02.2026 03:29

Bir Nesil Yalnız, Bir Nesil Kayıp!

Facebook Twitter Linked-in

Avrupa’da Türk olmak, bir zamanlar alın teriyle yazılmış bir destandı. Bugün ise yavaş yavaş silinen, unutulan bir hatıraya dönüşüyor. Sessizce, fark ettirmeden, kimseyi ürkütmeden kayboluyoruz.

Bir tarafta ömrünü fabrikalarda, inşaatlarda, madenlerde tüketmiş birinci nesil var. Dil bilmeden, destek görmeden, çoğu zaman horlanarak çalışmış insanlar. Gençliğini bu ülkelere vermiş, yaşlılığını ise yalnızlıkla karşılayan bir kuşak. Bugün çoğu küçük evlerde, dar dünyalarda, “kimseye yük olmayayım” diyerek susarak yaşıyor. Ziyaretçisi az, sesi duyulmuyor, değeri geç fark ediliyor. Bu tablo sadece sistemin değil, bizim de ayıbımızdır.

Diğer tarafta ise kendi dedesiyle doğru düzgün konuşamayan bir gençlik yetişiyor. Türkçesi zayıf, kültürü eksik, tarihi yüzeysel bilen bir nesil geliyor. Biz çocuklarımıza iyi okullar, iyi meslekler kazandırmaya çalıştık. Ama kimlik kazandırmayı ihmal ettik. Diploma verdik, değer vermeyi unuttuk. Başarıyı öğrettik, aidiyeti öğretemedik.

Bugünün Türk genci iki dünyanın arasında sıkışmış durumda. Almanya’da yabancı, Türkiye’de Almancı. Hiçbir yerde tam kabul görmüyor. Ne tam buraya ait hissediyor ne oraya. Bu da zamanla özgüven kaybına, kimlik bunalımına ve kopuşa yol açıyor. Sonra şaşırıyoruz: “Bu gençler neden uzaklaşıyor?” Önce kendimize bakmamız gerekiyor.

Aile yapımız zayıfladı. Eskiden büyükler rehberdi, evler okul gibiydi. Şimdi herkes yorgun, herkes meşgul, herkes geçim derdinde. Çocuklar ekranla büyüyor, büyükler yalnızlıkla yaşlanıyor. Aradaki bağ her geçen gün biraz daha kopuyor.

Derneklerimizin çoğu ise maalesef vitrin olmaktan öteye geçemiyor. Aynı yüzler, aynı koltuklar, aynı konuşmalar. Çok toplantı, az üretim. Çok fotoğraf, az gelecek. Gençlerin ilgisini çekecek, onları içine alacak gerçek projeler yok. Böyle giderse toplum gücünü kaybeder.

Oysa bizim geleneğimiz farklıydı. Biz aileyi merkeze koyardık. Büyük sözü dinler, küçüğü korurduk. Dilimize, dinimize, kültürümüze sahip çıkardık. Birlik olmayı bilirdik. Bugün yeniden o akla, o disipline, o sorumluluk anlayışına dönmek zorundayız.

Yaşlılarımız için insana yakışır, kültürümüze uygun bakım sistemleri kurulmalı. Gençler için ciddi dil, tarih ve değer programları hayata geçirilmeli. Aileler yeniden eğitimin merkezine alınmalı. Dernekler tabela değil, okul gibi çalışmalı. Yöneticiler koltuk değil, sorumluluk taşımalı.

Bu mesele ne partiliktir ne ideolojidir. Ne sağcıdır ne solcudur. Bu mesele var olma meselesidir. Bir toplum, büyüklerini yalnız bırakırsa çöker. Gençlerini kaybederse biter.

Bugün susarsak, yarın konuşacak kimse kalmaz.

Ben susmuyorum. Çünkü kaybolmak kader değildir. İhmalin sonucudur.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —