Doping Medya Reklam
artı5tv youtube reklamı

Derya Çelikay Öztürk

İnsan bazen kendi içinde bir eşiğin üzerinde durur. Ne tam konuşabilir ne de tam susabilir. İçinde kelimeler birikir; dudaklarına kadar gelir, orada durur. Çünkü bilir, bazı duygular söylendiği anda eksilir. Bazı hisler dile düştüğünde kırılır. Ve bazı hakikatler, en çok sessizlikte yaşar.

Şimdi ben, söylemek ile susmak arasındaki o ince çizgideyim. Bir yanım haykırmak istiyor; içimde birikenleri, geceleri uykumu bölen düşünceleri, kalbimin içinde yankılanan o tarifsiz sızıyı olduğu gibi dökmek istiyor. Diğer yanım ise sus diyor. Çünkü biliyor; insan bazen söylediğiyle değil, söylendiği gibi anlaşılır. Ve anlaşılmamak, insanın içine düşen en derin yalnızlıktır.

Konuşmak anlıktır. Bir rüzgâr gibidir. Çıkar, eser, gürler; hatta fırtınaya dönüşür ve sonra kaybolur. Ama geride bıraktığı etki bazen bir ömür kalır. Söylediğin kelimeler artık sana ait değildir; karşısındaki insanın kalbi kadar anlam bulur, zihni kadar şekil alır. Sen sevgiyle söylersin, o kırgınlık duyar. Sen özlemle söylersin, o sitem anlar. İşte bu yüzden insan bazen kendi kelimelerinden bile korkar. Çünkü insanı tanıyan, zamanla yalnızlaşır.
En çok anlaşıldığını sandığı yerde yanlış anlaşılmanın yükünü taşır. En çok güvendiği yerde incinmenin sessizliğini öğrenir. Ve bir süre sonra insan, kelimelerini değil; kalbini saklamaya başlar.

Yazmak ise başkadır…
Yazmak, insanın kendine; kendi kalesine sığınmasıdır. Kalemin ucunda, kâğıdın beyazıyla kalbin yükü hafifler. Harfler, insanın içindeki düğümleri sabırla çözer. Yazarken kimse seni bölmez. Kimse yanlış anlamaz. Kimse sana dönüp, “Sen böyle demiştin,” diye hesap sormaz. Yazı ihanet etmez. Yazı yarı yolda bırakmaz. Yazı sadece taşır. Ve bazen insanı, kendinden bile korur.

Belki de bu yüzden insan, en çok Rabbine konuşur; dua ile ya da dua misali kâğıda yazar. Çünkü bilir ki O, kelimeleri değil niyetleri duyar. Dudaklardan dökülmeyeni de bilir, kalpte saklananı da…

Susmak…
Susmak bazen bir limandır, bazen bir kale… Korunmak için. Kendini muhafaza etmek için. Yeni yaralar almamak, eski yaraları kanatmamak için… İnsan her şeyi anlatamaz. Ve herkes anlayamaz. Lakin insan, en çok anlaşılmadığı yerde susmayı öğrenir. Bu bir kabulleniş değil, bir iç çekiliştir. Gürültüden değil, kırgınlıktan doğan bir sessizliktir.

Ama susmak da kolay değildir.
 İnsanın içinde susmayan bir yer vardır. Gece olunca konuşan… Sessizlikte büyüyen… Kalbin en tenha köşesinde, usul usul varlığını hatırlatan bir yer… O yüzden insan ne tamamen susabilir ne de tamamen konuşabilir. Bir medcezir misali gider gelir. Söylemek ister, susar. Susar, ama içinde söylemeye devam eder.

Kalemi eline alır bazen. Bir kâğıda döker içini. Çünkü bilir, bazı duygular insanlara değil; sadece Allah’a anlatılır.
 Ve insan en çok yazarken dürüst olur. Duygu konuşur, vicdan konuşur. İnsan en çok yazarken kendisi olur. Ve belki de en çok yazarak iyileşir.

Asırlar öncesinden Fuzûlî, kalbin bu çaresizliğini kimsenin anlatamadığı kadar derin anlatmıştır:

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil,
 Çektiğim âhı gönül, çekmeye takat bulamaz.

Gizlesem derdimi, dert içimi yer, gizleyemem,
 Söylesem derdimi, âlem bana hayretle bakar.

Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge,
 Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı.

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil…

Ve şimdi anlıyorum ki bazı duygular söylenmek için değil; insanın içinde taşınmak ve sadece Rabbine emanet edilmek içindir…
Çünkü bazı hisler dile değil, sabra yakışır.
Bazı yaralar zamana değil, teslimiyete bırakılır.
Ve bazı yalnızlıklar, insanı eksiltmez… olgunlaştırır.

Çünkü söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil…


Yorum Yazın

Kalbin Medceziri!

Söz ve Sükût Arasında… İnsan bazen kendi içinde bir eşiğin üzerinde durur.

13.02.2026 22:51:00

YAZARLAR

artı5tv youtube reklamı