Doping Medya Reklam
artı5tv youtube reklamı

Müyesser Doğan

Kıvılcımı Görmezden Gelenler Yangını Haklı Çıkaramaz…

İnsanlar gündelik hayatın içinde kayboluyor. Beğenilmek, onaylanmak, takdir edilmek…
Ego yaralarının okşanmasıyla geçen saatler, günler, yıllar. Kim ne paylaşmış, kim kimi beğenmiş, kim daha çok görünmüş. Küçük zaferler, anlık tatminler, geçici parıltılar. 

Herkes kendi aynasına bakmakla meşgul.

Ama bu sırada bir yerlerde çocuklar ölüyor.

Sadece ölmüyorlar; kullanılıyorlar, istismar ediliyorlar, susturuluyorlar.
Ve evet, bunu söylemek ağır ama gerçek: İnsanlığın en karanlık yüzünde, çocukların bedenleri bile yamyamca tüketiliyor.
Bu bir mecaz değil, bu bir distopya değil. Bu, gözümüzü kaçırdığımız için “olmamış gibi davrandığımız” bir gerçek.

Bugün hâlâ “nasıl olur?” diye soranlara şunu hatırlatmak gerekiyor: Epstein olayı yaşandı.
Dünyanın en güçlü, en zengin, en saygın görünen isimlerinin, çocuk istismarıyla örülü bir ağın içinde yıllarca korunabildiğini gördük.


Uçaklar, adalar, davetler, suskunluklar… Herkes biliyordu ama kimse konuşmuyordu.
Çünkü güç, parayla birleştiğinde ahlakı susturabiliyordu.

Ve bu sadece bir kişi ya da bir dava değildi.
 Bu, sistemin kendisiydi.

Biz ne yaptık?
Bir süre konuştuk, sonra sustuk.

Oysa sırtımızı dönmek bir tercih değil, bir lüks de değil.
Çünkü bazı şeyler bireysel konforumuzdan, gündelik huzurumuzdan, hatta korkularımızdan daha büyük.
Bazı durumlar insanlığın kontrol alanında olmak zorunda.
Aksi hâlde “bana dokunmayan yılan” dediğimiz şey, bir gün gelip tam kalbimizden ısırıyor.

Burada asıl mesele şu:
Bu yaşananları açıklığa kavuşturmak sadece haber yapmakla, üzülmekle, paylaşım yapmakla bitmiyor.
Bu, bireysel ahlaklanmayla başlıyor ama sosyal ve örgütlü bir davranışa dönüşmeden anlam kazanmıyor.
Yani “ben kötü biri değilim” demek yetmiyor.  Sessiz kalan iyi insanlar, kötülüğün en büyük destekçisine dönüşüyor.

Çünkü susmak tarafsızlık değildir.
 Susmak, mevcut düzenin devamına onay vermektir.

Bugün bizi sürekli meşgul ediyorlar.


Sosyal medya gündemiyle, siyaset kavgalarıyla, yapay krizlerle…
Dikkatimiz dağılsın diye.
Biz tartışalım diye. 

Biz birbirimizle didişirken, birileri zenginleşmeye devam etsin diye.

Ve bu zenginlik öyle sıradan bir maddi güç değil; karanlıktan beslenen, insan bedeninden, çocukların çaresizliğinden beslenen bir güç.

En acı olan ne biliyor musun?

Biz bu parıltılı hayatlara hayranlık duyuyoruz.

Başkalarının ihtişamına bakıp kendimizi eksik hissediyoruz.
Oysa o ihtişamın arka planında ne olduğunu sormuyoruz.
Çünkü sormak rahatsız eder.
Çünkü sormak, “ben de bu sistemin neresindeyim?” sorusunu getirir.
Ve bu soru, çoğu insanın kaldırabileceği bir soru değildir.

Ama gerçek şu:
Bizim onların hayatlarına hayranlık duymamız bir evrim değil, bir gerileme.

İnsanın insanlıktan uzaklaşarak “uyum sağlaması” ilerleme değildir.
Bu, içimizdeki lambaların birer birer sönmesidir.

Oysa bazen küçücük bir kıvılcım, bütün o lambaları yeniden yakabilir.
 Bir kişinin sesi, bir grubun itirazı, bir toplumun “artık yeter” demesi…

İnsanlık bugün tam da bu eşiğe gelmiş durumda.

Ya susmaya devam edeceğiz ve gerçekten bizim de canımız yanana kadar bekleyeceğiz
— ki bu tam bir acziyettir
ya da bu farkındalığı büyüteceğiz.

Çünkü çocukların başına gelenler “uzakta” olan şeyler değildir.
 Bir yerde buna izin veriliyorsa, her yerde mümkündür.

Ve kimse artık şunu söyleyemez:

“Benim haberim yoktu.”

Artık haberimiz var.
 Artık görüyoruz.
 Artık biliyoruz.

Soru şu:

Bildiğimiz hâlde susmaya devam mı edeceğiz, yoksa o kıvılcımı büyütüp insanlığın lambalarını yeniden mi yakacağız?


Yorum Yazın

Epstein Dosyası!

İnsanlar gündelik hayatın içinde kayboluyor. Beğenilmek, onaylanmak, takdir edilmek…

4.02.2026 00:46:00

YAZARLAR

artı5tv youtube reklamı