“Devrim Erbil: Gökyüzü Öyle Maviydi Ki”, yalnızca bir biyografi değil; bir sanatçının hafızasına, çocukluğuna ve çizgilerindeki ritme yapılan sinematografik bir yolculuk.
Yaklaşık 120 yıllık Türk sinema tarihinde, bir ressamın hayatını kurmaca bir anlatıyla merkeze alan ilk uzun metrajlı film olma özelliği taşıyan yapım, şimdiden kültür-sanat dünyasında büyük yankı uyandırdı.
Film, Erbil’in atölyesine gelen gizemli bir telefonla başlıyor. Bu çağrı, sanatçıyı çocukluğunun geçtiği Balıkesir’e götüren içsel bir yolculuğun kapısını aralıyor.
Anılar, duygular ve imgeler birbirine karışıyor. Film, klasik bir biyografi anlatısından özellikle uzak duruyor; izleyiciyi olayların kronolojisine değil, sanatçının hafızasının katmanlarına davet ediyor.
Balıkesir’in çocukluk izleri, İstanbul’un kuşbakışı silueti ve Bodrum’un ışığı… Hepsi, Erbil’in tuvalindeki o meşhur ritmik çizgilere dönüşüyor.
Devrim Erbil denince akla gelen ilk şey: İstanbul.
Kuşbakışı perspektif, tarihi yarımada, ağaçlar, kuşlar ve sonsuz gibi görünen çizgiler… Film, sanatçının resimlerindeki o dinamik kompozisyonu sinematografik bir dile dönüştürüyor.
Balıkesir, İstanbul, Bodrum ve Kıyıköy’de gerçekleştirilen çekimler; resmin durağan estetiğini hareketli bir görsel şölene çeviriyor.
SM Sanat Yönetim Kurulu Başkanı Şengül Oğuz’a göre film yalnızca bir sanat projesi değil; Türk sineması için bir dönüm noktası.
“Bir ressamın dünyasına kurmaca bir anlatıyla yaklaşan ilk uzun metrajlı yapım olması bakımından bir milat,” sözleriyle tanımlanan film, disiplinler arası bir sanat deneyimi sunmayı hedefliyor.
Resmin ritmi ile sinemanın dinamizmi ilk kez bu kadar güçlü bir biçimde iç içe geçiyor.
Film, 17 Şubat’ta İstanbul’da yapılacak gala gösterimiyle izleyiciyle buluşacak. Ardından sanatçının hayatında önemli yer tutan Balıkesir ve Bodrum’da özel gösterimler gerçekleştirilecek.
Vizyon ve festival sürecinin iki yıllık bir takvimle ilerlemesi planlanırken, yapımın televizyon ve dijital platformlarda da yayınlanması hedefleniyor. Uluslararası satışlar için yabancı dağıtım şirketleriyle temaslar sürüyor.
Bu film, yalnızca Türkiye’de değil; dünya sanat çevrelerinde de merakla bekleniyor.

1950’lerden bu yana çağdaş Türk resminin gelişiminde aktif rol oynayan Devrim Erbil; minyatür ve hat estetiğini modern resim diliyle buluşturan özgün bir anlatım geliştirdi.
İstanbul temalı kuşbakışı kompozisyonlarıyla hafızalara kazınan sanatçı, yurt içi ve yurt dışında sayısız sergiye katıldı. İskenderiye ve Tahran Bienalleri’nden ödüllerle döndü. Devlet Sanatçısı unvanı aldı.
Altmış yıl boyunca üniversitelerde sanat eğitimi verdi; Resim Heykel Müzesi müdürlüğü görevini üstlendi.
Ama belki de en önemlisi, çizgiyi bir hafıza alanına dönüştürdü.
“Devrim Erbil: Gökyüzü Öyle Maviydi Ki”, bir ressamın yaşam öyküsünü anlatmaktan çok daha fazlasını yapıyor.
Sanatın bir disiplin değil, bir duygu ve hafıza biçimi olduğunu hatırlatıyor.
Ve soruyor:
Bir şehrin ruhu, bir sanatçının çizgilerinde ne kadar yaşayabilir?