Etik ve Toplumsal Değerler Uzmanı Prof. Dr. Esra Akın, olayın yalnızca sağlık değil, çok daha derin bir etik sorun barındırdığını belirterek sert açıklamalarda bulundu.
Prof. Dr. Akın, insanların ne yiyeceğine kendilerinin karar verme hakkı olduğunu vurgulayarak, istemedikleri bir gıdanın gizlenerek tükettirilmesinin açık bir zorbalık olduğunu ifade etti. Akın, yaşananları çarpıcı bir benzetmeyle anlattı:
"Sokaktan geçen bir insanın ağzına zorla çamur sokmak neyse, at ya da eşek etini başka bir et diye yedirmek de odur."
Gıda tağşişi tartışmalarında çoğu zaman sağlık risklerinin ön plana çıktığını hatırlatan Akın, asıl gözden kaçan noktanın bireyin iradesinin hiçe sayılması olduğunu söyledi. Akın, "Burada mesele ne yendiği değil, kişiye neyin yedirildiğinin gizlenmesidir" dedi.
Skandalın daha da çarpıcı hale gelmesine neden olan unsurun, söz konusu ürünün bir kooperatif zincir market tarafından dana eti olarak tanıtılması ve milyonlarca takipçisi bulunan sosyal medya hesaplarından kampanyayla duyurulması olduğu belirtildi.
Bu durumun, binlerce hatta milyonlarca insanın farkında olmadan istemediği bir ürünü tüketmesine yol açtığı ifade edildi.
Prof. Dr. Akın, olayda asıl sorumluluğun ürünü üreten firmaya ait olduğunu ancak satış ve tanıtım sürecinde yer alan tüm aktörlerin de etik açıdan değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Yaşananların basit bir mevzuat ihlali olarak görülmemesi gerektiğini belirten Akın, gıda tağşişinin toplumsal güveni hedef alan bir eylem olduğunu dile getirdi. Akın, "İnsanların sofrasına iradeleri dışında bir şey koyuyorsunuz. Bu kabul edilemez" ifadelerini kullandı.
Bu tür olayların, toplumun gıda satan marketlere ve üretici firmalara olan güvenini ciddi şekilde sarstığını söyleyen Akın, güven duygusunun yeniden tesis edilmesinin zorlaştığını vurguladı.
Prof. Dr. Esra Akın, mevcut cezaların yetersiz kaldığını belirterek, gıda tağşişinin yalnızca idari bir suç olarak değil, toplumsal sonuçları olan ağır bir ihlal olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.